10 Temmuz 2010 Cumartesi

Sigara, trafik kazalarından daha çok öldürüyor...

Türkiye'de her yıl 120 bin kişi sigaraya bağlı nedenlerden hayatını kaybediyor. Bu rakam, trafik kazası ve depremde ölenlerden daha fazla.

Her yıl dünyada 5 milyon kişi, sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor, her 6 saniyede 1 kişi ölüyor.

Türkiye'deki tabloya göre ise 70 milyonun 20 milyonu sigara içiyor, her yıl 120 bin kişi sigaraya bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybediyor.

Türkiye'de sigaraya bağlı yıllık ölüm sayısı, bir yılda trafik kazalarında ölen 5 bin kişinin yaklaşık 25 katı, İzmit depreminde ölen 35 bin kişinin yaklaşık 4 katı, terörle mücadelede 30 yılda kaybedilen 40 bin kişinin 3 katı. Akciğer kanseri dünyada giderek artış gösteriyor. Dünyada yıllık olar

ak 1 milyon yeni akciğer kanseri tanısı, her 30 saniyede bir yeni bir akciğer kanseri teşhisi konuluyor.

Türkiye'de ise her yıl yaklaşık 20 bin erkek, 4 bin kadına akciğer kanseri teşhisinde konuluyor. Bu

da her 20 dakikada bir yeni bir akciğer kanseri teşhisi anlamına geliyor.

PASİF İÇİCİLİK KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR
Sigara içmeyenler de çevresel tütün dumanına maruziyet, akciğer kanserini yüzde 30-40 artırıyor. Az ama devamlı sigara dumanına maruz kalan kadınlarda 50 yaşına kadar meme kanseri olma riski yüzde 60 artıyor.

Sigaraya maruz kalan genç kadınlarda meme kanseri riski yükseliyor. Menopoz öncesi kadınlarda meme kanserine yakalanma riski 2,6 kat daha fazla. Kansere yakalanmada bir maddeye maruziyetin dozu ve süresi önem taşıyor. Günlük yaşantıda sorun olmayan maddeler, mesleksel olarak ve uzun yıllar boyunca maruz kalanlarda kansere yol açabiliyor.

Kanser tüm dünyada düzenli olarak artıyor ancak bunu genetik yatkınlıkla açıklamak mümkün değil. Genetik geçiş gösteren kanserler, tüm kanserlerin binde birinden daha az. Kanserin nedenleri, çoğunlukla çevresel ve yaşam tarzı kökenli.

Dondurma yedikten sonra seks yapmayın...


Yaz aylarında cinsel istekte artış olduğunu söyleyen uzmanlar uyarıyor: Soğuk içeceklerden veya dondurma yedikten sonra cinsel ilişkiye girmeyin.

BURSA - Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Genel Başkanı Cem Keçe, cinselliğin mevsimi olmamasına rağmen yaz aylarının gelmesiyle birlikte cinsel istekte artış gözlendiğini, insanların havalar ısındıkça daha çok seks yapmaya başladıklarını söyledi.

Güneş ışığının cinsellik için önemli olduğuna dikkati çeken Keçe, ''Işık kesildiği zaman mutluluk hormonu olan 'serotonin' seviyesi düşer, insanlar daha mutsuz olurlar. Doğanın baharda yeniden canlanması gibi insanların cinsel hayatı da baharda ve yazın canlanabilir'' dedi.

Keçe, araştırmalara göre cinsel yaşamın mevsiminin bahar ve yaz ayları olduğunu vurgulayarak, ''Çünkü insanlar sekse çağrıyı genellikle koku ve görüntüyle yaparlar. Yazın erotik, görsel uyarılar ön plana çıkar ve insanlar daha rahat giyinirler, dolayısıyla cinsel isteklerde artış olabilir'' diye konuştu. Aşırı sıcak havaların cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediğine de değinen Keçe, bu konuda da dikkatli olunması uyarısında bulundu. Keçe, insanın temel dürtüleri olan yemek, içmek, barınmak, korunmak ve cinselliğin bir zincirin halkaları gibi olduğunu belirterek, şunları söyledi:

PERFORMANS DÜŞÜKLÜĞÜNE, EREKSİYON SORUNUNA YOL AÇAR
''Yaz sıcaklarında aşırı yemek yiyerek, tok karnına veya soğuk içecekler içtikten ya da dondurma yedikten sonra cinsel ilişkiye girmek sağlıklı değildir. Hazımsızlık ve soğuk yiyecekler cinsel enerjide dengesizliğe yol açabilir. Aşırı tok karın performans düşüklüğünden, ereksiyon sorunlarına, cinsel isteksizlikten cinsel başarısızlığa kadar birçok cinsel soruna neden olabilir.''

Özellikle kalp hastası kişilerin sıcak havalarda daha dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Keçe, şöyle konuştu:
KALP HASTALARI DAHA DİKKATLİ OLMALI
''Özellikle cinsel ilişki, sıcak havalarda kalbi yorarak kalp krizi riskini artırıyor. Kalp hastalarının yaz aylarında sıcağın en üst seviyede olduğu gündüz öğle saatlerinde cinsel ilişkiye girmemesi gerekir. Çünkü sıcak hava ve aşırı güneş, kalp hastalarında efor ve kalbinin gücünde azalma gibi olumsuz etkilere yol açabilir, bu da kişiyi zor durumda bırakabilir.''

Polikistik Over Sendromu


Polikistik over sendromu (PCOS, Stein-Leventhal Sendromu), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile tanımlanmış bir hastalıktır.

PCOS hastalığında adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri çok sık görülür.

Uzun yıllardır yoğun araştırmalara konu olan bu hastalığın tek bir hastalık olmadığı düşünülmüştür. Beyin sapı, yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinin birlikte tutulmasıyla ortaya çıkan karışık ve çok değişik bulgu ve belirtilere yol açan bir tablodur. Hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar.

Bu dengesizlik sonucu her ay düzenli olarak yumurtlama olmaz. LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür ve bu artış LH üretimini tetikleyerek kısır döngü ortaya çıkar. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması veya yumurtlamanın uyarılması ile kırılabilir. Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve hormonal denge bozularak diabete (şeker hastalığı) eğilim ortaya çıkmaktadır . Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 10'unu etkileyen yaygın bir tablodur.

ImageYüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturması bir diğer önemli sağlık problemidir. İlk kez 1935 yılında Stein ve Leventhal tarafından tanımlanan bu sendromun günümüzde hala kesin nedeni tam olarak bilinmemekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.
Belirtiler
Hastalık genellikle adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, kıllanma, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtilerle ortaya çıkar. PCOS ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli belirtidir ve neredeyse hastaların %75'inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Normal bir kadında iki adet arası 21-35 gündür. PCOS’ da genllikle 35 günden uzun aralıklarla adet görme(yılda ortalama 4-6 kez) söz konusudur.

Zaman zaman 6 aydan uzun adet görmeme (amenore) olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlama olmadığının bir işaretçisidir. Yeni adet görmeye başlayan genç kızlarda PCOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PCOS tanısını geciktirebilir.

Androjenler erkekleştirici hormonlardır (testosteron gibi) ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok düşük miktarlarda salgılanırlar. PCOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bunun sonucu erkek tipi kıllanma, sivilce ve hatta erkek tipi saç dökülmesi ortaya çıkabilir.Yine androgenlerin etkisiyle vücutta yağ dağılımı da değişir. Hastaların % 40’ında şişmandır.

Bazen kilo verilmesi bile hastalığın şiddetini ciddi ölçüde azaltmaktadır. PCOS yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık her PCOS olgusunda görülmez. Bazı PCOS olgularında düzenli yumurtlama ve çok kolay gebelikler olabilir. Buna rağmen PCOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PCOS’lu kadınlar genellikle gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.

Tanı
Polikistik over sendromu tanısı klinik muayene bulguları, laboratuar tetkikleri ve overlerin ultrasonografik incelemesi ile konur. Tanı için değişik kriterler kullanılmaktadır. Bunlardan en çok kullanılan kriterler aşağıda sıralanmıştır;

  • Kanda erkeklik hormonlarının yükselmesi
  • Muayenede kıllanma, sivilce ve ciltte yağlanma gibi erkeklik hormonlarının yükselmesi ile ortaya çıkan belirtilerin varlığı
  • Seyrek adet görme veya seyrek yumurtlama
  • Şişmanlık(Vücut Kitle İnsdeksi -BMI- >25)
  • İnsülin direncinin artması (Açlık kan şekeri / Açlık İnsülini <>
  • Vajinal Ulştrasonografi ile yumurtalıkta çok sayıda küçük yumurta kistinin(polikistik yumurtalık) görülmesi
  • Kısırlık

En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistler gelişir ancak yumurtlama ile içlerindeki yumurta atılamaz. Zaman içerisinde bunların sayıları artabilir. Ultrasonda yumurtalığın dış kısmında, kapsülü altında inci taneleri gibi dizilmiş kistlerin görülmesi önemli bir bulgudur.

Bu görünüm pekçok sağlıklı veya PCO olmayan kadının ultrasonografik muayenesinde de tespit edilebilir.Ancak bu kadınlarda hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel olarak kadınların %20'sinde polikistik görünümlü yumurtalık vardır. PCOS ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı ifade eder. PCO ve PCOS iki farklı tanımdır. Bazen PCOS tek yumurtalıktaki polikistik görünümle de karşımıza çıkabilir.

PCOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeyleri artmıştır. Hipofizden salınan yumurtalığı uyarıcı hormonların salınımı bozulur ve LH /FSH oranı da artar. LH/FSH oranının 2'nin üzerinde olması PCOS lehine bir bulgudur. Adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar PCOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir. İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin şekeri (glikozu) kullanmalarını sağlar. PCOS'da hücrelerde insüline karşı bir direnç vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek insülin düzeyleri yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller. Sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülin direnci PCOS'lu zayıf kadınların %30'unda saptanırken şişman kadınlarda bu oran %75'e kadar ulaşmaktadır.

Ayırıcı tanıda Cushing hastalığı, kıllanmayla birlikte görülen psikolojik (amenore) adetten kesilme, böbrek üstü bezi tümörleri, ailevi kıllanma göz önünde tutulmalıdır.
Uzun dönemdeki riskler
PCOS'un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diyabet yani şeker hastalığı riski oluşturur. Bu tür diyabet genelde sıkı diyet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PCOS hastalarının %25-35'inde 30'lu yaşlarda tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkar.

PCOS'da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkabilir. Her iki durum da kalp hastalığı açısında yüksek risk oluştururlar.

Uzun süreli adet düzensizlikleri ve rahim içinin sürekli estrojenle uyarılmasına neden olan endometrium kanseri riskini arttırır. PCOS’lu ve yumurtlama olmayan hastalarda endometrium üzerinde estrojeni karşılayan progesteron hormonu yeterli olmadığından endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır ve uyarılır ve bu nedenle kanser riski artar.

Anne sütünün önemi...


Bebek için en iyi besin anne sütüdür!
  1. Gebelik sırasında anne adayı,emzirmenin çocuk sağlığı açısından önemi, yöntemleri hakkında bilgilendirilmeli ve emzirmesi için desteklenmelidir.Bazı anneler süt verdiğinde memelerinin sarkacağı korkusuyla süt vermek istemezler.Bunun doğru olmadığı anneye anlatılmalıdır.
  2. Anne sütü bebeği ishal, soğuk algınlığı,öksürük vs hastalıklardan korur.
  3. Anne sütünün hazmı kolaydır.Kaynatmak gerekmez daima temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır.
  4. Anne sütü alan bebeklerde kansızlık daha az görülür.Anne sütü içindeki demir bebek tarafından iyi emilir ve bebeği kansızlıktan korur.
Bebeğe ilk 4 ay anne sütü dışında başka yiyecek vermeyiniz!
  1. Anne sütünün içeriği bebeğe göredir ve bu dönemde bebeğe gerekli olan protein, yağ,demir,vitamin,kahbonhidrat içerir.
  2. Anne sütünde su olması nedeniyle sıcak mevsimlerde dahi su vermeye gerek yoktur.

ImageBebebeğin 24 saat anneyle aynı odada kalmasını sağlayınız!

  1. Doğum sonrası anne ile bebeğin aynı odada kalması sağlanmalıdır.Böylece anne
  2. bebeğini istediği süre ve sıklıkla emzirir,bakabilir ve kucaklayabilir.Yeterli süt üretimi düzenli emzirmeye bağlıdır.
  3. Memelerden birisi tamamen boşalıncaya kadar emzirilmelidir.Bebek doymazsa diğerine geçilmelidir.
  4. Bir sonraki emzirmede son emzirilen memeden başlanır ve boşaldığında diğerine geçilir.
  5. Memelerden biri daha az emzirilirse o memedeki süt azalacak ve bitme noktasına gelecektir.
  6. Ziyaretler hem anne hem de bebek için kısıtlanmalıdır. Bu özellikle infeksiyon açısından önemli olup,bebeğin öpülmesi yasaklanmalıdır.

Bebeğinize 4-6 aydan sonra ek besin vermeye başlayabilirisiniz!

Doğumdan sonra 4 .aydan itibaren çocuk hekimine danışarak ek besinler vermeye başlayabilirsiniz. Yeni gıdalara azar azar ve tek tek başlamalısınız.

Emziren anne kendi beslenmesine özen göstermelidir.

  1. Emziren anne, günde en az iki bardak süt, yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinden almalıdır.
  2. Besin ve enerji ihtiyacını karşılamak üzere her öğünde fasulye,nohut,veya et, tavuk ,balık gibi yiyecekler yemeli ,vitamin ve mineraller almaya(demir,kalsiyum) devam etmelidir.

Emzirmenin anne için faydaları

  1. Anne sütü daima temiz, taze ve uygun ısıdadır.
  2. Hazmı kolaydır.
  3. Kabızlığı önler.
  4. Hastalıklardan korur.
  5. Doğal besinlerden içeriği en iyi olandır.
  6. Ekonomiktir.

Ayrıca EMZİRME;

  1. Çene ve diş sağlığı için yararlıdır.
  2. Konuşmayı geliştirir.
  3. Anne ile bebek arasında sıcak bir bağ oluşturur.

ImageDoğru emzirme tekniği ile emzirmeye ait problemler önlenebilir.

  1. Ellerinizi yıkayın! Böylece bebeğinin mikrop almasını ve hastalanmasını önlersiniz.
  2. Emzirmeden önce meme başını ve çevresini temiz su ile temizleyin!
  3. Karbonatlı veya sabunlu su kullanmayın! Bunlar meme başında çatlak yapabilir.
  4. Bebeğinizle rahat bir yere oturun..
  5. Sırtınızı bir yere dayayarak destekleyin..
  6. Oturduğunuz yerin temiz ve sıcak olmasına dikkat edin..
  7. Bebeğin yüzü ve bedeni size dönük olsun! Başını kolunuzun iç kısmına yerleştirin. Aynı kol ve elle bebeğini kalça ve bacaklarını kavrayın.
  8. Diğer elinizle göğsünüzü tutup iki parmak arasında meme başını sıkıştırarak bebeğin dudaklarına uzatın..
  9. Bebeğinizi tekniğine göre tuttuğunuzda, bebeğin çenesi ile göğsünüz arasında boşluk kalmamalıdır.

Emzirme hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir..

Anne için faydaları

  • Kısa sürede eski kilosuna döner.
  • Rahim daha çabuk toparlanır.
  • Bebekle arasında yakın bir bağ kurulur.
  • Psikolojik tatmin sağlar.
  • Özel bir hazırlık gerektirmez.
  • Ekonomiktir.

Emziren annenin psikolojik olarak desteklenmesi,rahat ve mutlu olması gerekir

  1. Çalışan anne bebeğini iş yerine götüremiyorsa sütünün kesilmemesi için anneye sütün nasıl sağılacağı gösterilmelidir. Bu şekilde sütün göğüslerde birikip dolgunluk yapması da önlenir.
  2. Sağılmış anne sütü her türlü hazır mamadan daha faydalıdır.
  3. Süt sağıldıktan sonra temiz bir kaba konur ve bebeğe bakan kişi tarafından anne işte iken bebeğe verilir.
  4. Sağılmış süt bebeğe kaşıkla verilmelidir. Bu dönemde kesinlikle biberon ve emzik kullanılmamalıdır. Kaşıkla beslenen bebek anne işten döndükten sonra tekrar emmek isteyecektir.

Kısır kalmadan önleminizi alın !


Çeşitli kanser türleri, yumurtalıkları ilgilendiren bazı hastalıklar ve bunlara bağlı operasyonlar sonucu yumurtalık fonksiyonlarının azalması, erken menopoz tehdidi gibi nedenler, artık çocuk sahibi olmak için engel değil. Son yıllarda Türkiye'de de uygulanan ''yumurta dondurma'' tekniği ile anne-baba olunabiliyor. Özellikle, erken yaşlarda dondurulan yumurtalar, yıllar sonra yüzde 90'a varan olasılıkla canlılığını koruyabiliyor ve döllenerek kadına kendi yumurtası ile çocuk sahibi olma şansı verebiliyor.

Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, kısırlık tanı ve tedavisi, yardımcı üreme teknikleri, insan genetiği ve menopoz tedavi yöntemlerinin her geçen gün geliştiğini söyledi.

Çocuk sahibi olmanın herkesin hakkı olduğunu vurgulayan Gürgan, kanser, erken menopoz, çeşitli yumurtlama problemi yaşayan kadınların uygun tanı konulmadığında ve tedavi belirlenmediğinde gebe kalamadığını bildirdi.

Gürgan, kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi ve kemoterapinin kanser hücrelerini yok ederken, aynı zamanda üreme organlarına zarar verdiğini belirten, ''Gençlik dönemlerinde üreme organları kanserleri, lösemi gibi kan kanserleri ve lenf kanserleri başta olmak üzere ilaç ve radyasyon tedavisi gerektiren çeşitli kanserler, yumurtalıkları ve testisleri etkileyerek, bu hastaların kanser tedavilerinden sonra çocuk sahibi olabilme ümitlerini yok etmektedir'' diye konuştu.

Gürgan, genetik çalışmaların sonuçlarının, yumurtalıklarla ilgili genetik programlanma bozukluğunun erken menopoza yol açabileceğine dikkati çekerek, yumurtalıkların tehlikeye girmesi, erken menopoz tehdidi ya da doğurmaya hazır olunmadığında da ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi olabilmek için ''yumurta dondurma'' işleminin uygulanabildiğini söyledi. Gürgan, ''Erken yaşlarda dondurulan yumurtalar yıllar sonra yüzde 90'a varan olasılıkla canlılığını kazanabilmekte, döllenerek kadına kendi yumurtası ile çocuk sahibi olma şansı vermektedir'' dedi.

''KISIR KALMADAN ÖNLEMİNİZİ ALIN''
Gürgan'ın verdiği bilgiye göre, özellikle 35 yaşından sonra yumurtaların sayı ve kalitesinin azalması, gebelik olasılıklarını düşürüyor veya gebelik durumunda düşük ve anomali oranlarını artıyor.

40'lı yaşlara yaklaşırken çocuk isteyen ve o zamana kadar gebe kalamamış kadınlarda en fazla gebe kalma şansı, Tüp bebek teknikleri ile sağlanabiliyor, ancak bu teknikler uygulansa dahi gebelik oranları düşük kalıyor.

Lösemi, lenf kanserleri, yumurtalık, rahim ve meme kanserleri olmak üzere çeşitli nedenlerle yumurtalıklarını kaybetme tehlikesinde olan veya yumurtalık fonksiyonlarının erken yaşlarda ortadan kalkması riski olan kadınların çocuk sahibi olabilmesi için, yumurtalarının bir bölümü hastalığına ilişkin tedavi öncesi dondurulabiliyor ve gerekli olduğunda kullanılıyor. Böylece kadınların yumurtalıklardan salınan ve onların menopoza girmelerini önleyebilecek hormonları tekrar kendilerinin yapabilmesine veya yumurtalıkların tekrar yumurta üretebilme özelliğine kavuşarak, ileri yaşlarda da çocuk sahibi olabilmesine olanak sağlanıyor.

Bunun dışında 40 yaş gibi yaşamlarının orta yaş sınırında olan kadınların çocuk yapabilme kabiliyetlerinde önemli azalmanın ortaya çıkması sıkıntı yaratıyor. Son zamanlarda yaşlanmış yumurtalara, yeni potansiyel kazandıracak uygulamalar deneniyor. Yaşlı kadın yumurtasının genetik potansiyelini taşıyan çekirdeğinin, genç bir kadının yumurtasına taşınması veya genç kadın yumurtasından alınan sıvıların yaşlanmış yumurtaların içine enjekte edilmesinin getireceği faydalar araştırılıyor.

TÜRKİYE'DE YUMURTA BANKASI KURULMALI MI?
Öte yandan, Kanada, İsrail, Almanya, ABD, İspanya, İngiltere, Polonya ve Belçika'da gibi pek çok ülkede yasal yumurta bankalarının bulunduğunu anlatan Gürgan, bankaların tıbbi etik kurallara bağlı hizmet verebilmesi için sıkı denetimlerden geçmesi gerektiğini söyledi.

Yumurta dondurma işleminin, mutlaka belli kriterler dikkate alınarak hekim tarafından verilmesi gerektiğini vurgulayan Gürgan, çok ileri bir yaşta anne-baba olmanın, doğacak çocuğun üzerinde psikolojik etkileri olacağının da göz önünde bulundurulması gerektiğini kaydetti.

Bunun dışında, yumurta bankalarının, tıbbı gereklilik gibi durumlarda hastaların yumurtalarını saklamayı kabul etmesi gerektiği görüşünü dile getiren Gürgan, şöyle devam etti:

''Yumurta bankalarının oluşturulmasında en çok tartışılan şey, bir kadının başkasına ait yumurtayı, yumurta bankasından alıp anne olup olamayacağı ile ilgilidir. Bizim söz ettiğimiz yumurta ve sperm bankaları, kişilerin kendi yumurta ve spermlerini saklaması ve gerektiğinde yine kendi sperm ve yumurtalarını kendileri için kullanabilmesi ile ilgilidir. Kamuoyunda sperm ve yumurta bankacılığı, kişilerin bankaya dondurularak emanet ettiği sperm ve/veya yumurtalarının başkaları tarafından kullanabilmesi olarak algılamaktadır. Ülkemizin kanun ve yönetmelikleri böyle bir kullanıma izin vermemektedir.

Biz hekimler, yumurta bankalarının kurulmasını, kadınların öncelikle kendileri için yumurtalarını dondurup sonra kullanabilme şansı yakalamaları için istiyoruz.''

Depresyon Bunama Riskini Arttırıyor


Depresyonun bunama riskini iki kat artırabileceği bildirildi.American Journal of Neurology dergisinde yayınlanan iki araştırmada, bir kişinin depresyon geçirmesinin, o kişinin demansa yakalanma (bunama) olasılığının daha fazla olduğu anlamına geldiği belirtildi. Ancak bilimadamları, bu iki hastalık arasında bağlantı olsa da doğrudan bir ilişkiden sözedilemeyeceğini vurguladılar.

Massachusetts Üniversitesi’nden Dr. Jane Saczynski tarafından yapılan ilk araştırmada, 949 yaşlı 17 yıl boyunca izlendi ve bu süre içinde bu kişilerden 164’ü bunamaya yakalandı.

Depresyon geçirenlerin yüzde 22’sinde bunama da görüldüğü, bunayanların yüzde 17’sinin ise daha önce depresyon geçirmediği belirlendi.

ABD’de 1239 kişi arasında yapılan diğer araştırmada ise, araştırmaya katılanların geçirdikleri depresyon sayısıyla bunama arasındaki ilişkiye bakıldı.

Bunun sonucunda, bir kişi ne kadar çok depresyon geçirirse bunama riskinin o kadar fazla olduğu saptandı.

Araştırma sonucunda, iki veya daha fazla depresyon geçirenlerde bunama riskinin neredeyse iki kat arttığı belirlendi.

İlk araştırmayı yapan Saczynski, "Depresyonunun doğrudan bunamaya yol açıp açmadığını kesin olarak bilinmese de, depresyonun bunama riskini artırabildiği bazı durumlar var" dedi.

Saczynski, bir kişi depresyona girdiğinde beyin dokusunda oluşan yangının bunamaya yol açabildiğini, beyinde depresyonla birlikte artan bazı proteinlerin de bunama riskini artırabildiğini kaydetti.

Bilimadamları, iki hastalık arasındaki kesin bir bağlantı kurmak için daha fazla araştırmaya gerek olduğunu da vurguladılar.

Çay ve kahve içmek felci önlüyor...




Beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani ''enfarktüsün'' yüzde 21 oranında azaldığı belirlendi. Araştırma İsveç'in başkenti Stockholm'de kurulu Karolinska Enstitüsü'nde yapıldı. Nobel Fizyoloji-Tıp Ödülü'nü veren, kökü 200 yıl önce ordu cerrahisine dayanan Karolinska Tıp Araştırma Kurumu, 14 yıla yakın geniş kapsamlı araştırmasında, sigara içen erkeklerde çay, kahve içmenin yararlı olduğunu ortaya koydu.

26 bin 556 Fin sigara tiryakisi üzerinde yapılan araştırma, günde iki bardak veya biraz üzerinde çay içmenin yüzde 21 oranında beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani ''enfarktüsün'' yüzde 21 oranında azaldığını belirledi.

Deri kanseri hakkında bilinmesi gerekenler !!


Deri kanseri tüm kanserler içinde en sık görülenidir. Her on yılda bir deri kanseri görülme sıklığı yüzde 2 oranında artmaktadır. Günümüzde deri kanserini bilimsel olarak artırdığı bilinen en önemli etken ise güneştir. Diğer faktörler kronik yaralarderi tüberkülozu, yara izleri, arsenik gibi bazı kanserojen maddeler, kseroderma pigmentozum gibi bazı kalıtsal hastalıklar cilt kanserlerine zemin hazırlayabilir.

Üç tip deri kanseri vardır.

Bazal Hücreli Karsinom

Tüm kanserler ve deri kanser türleri içinde en iyi huylu olanıdır. En sık görülen deri kanseri türüdür. % 85 baş, boyun bölgesinde görülür. En çok açık tenli, mavi gözlü, sarışın ve güneş yanığı gelişme riski yüksek olan insanlarda görülür. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gereken çok yavaş ilerleyen tümörlerdir. Bu kanser tipi neredeyse hiç metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmadığı için bazı otörlerce kanser olarak kabul edilmez. Ancak Uzun süre tedavi edilmezse derinin altındaki kemiğe kadar ilerleyebilir. Tedavisi cerrahi olarak çıkarılması veya radyoterapidir.

Squamöz Hücreli Karsinom

Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. En sık kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95’tir.

Malign Melanoma

Malign melanom melanositlerin (derimize rengini veren pigment hücreleri) yapılarının bozularak kontrolsüz çoğalmasıyla gelişir. Lezyonların bir kısmı var olan bir ben üzerinde gelişirken; bir kısmı da normal bir cilt zemininden (saçlı deri, tırnak yatağı,ayak tabanı gibi alanlar üzerinden) gelişir. Erken evrede tanı konulduğunda etkin bir şekilde tedavi edilebilir. Ancak bu dönemde tanı konulamazsa; hızla bölgesel lenf düğümlerine, ardından tüm vücuda yayılabilir ve tedavi şansı önemli ölçüde ortadan kalkar. Malign melanom deri kanserleri içinde en kötü huylu olanıdır ve birinci derecede çocukluk çağında güneş yanığı geçirmek sorumlu tutulmaktadır.

Malign melanoma gelişme riski yüksek olan insanlar:

Açık tenli, açık renk gözlü, kızıl-sarı saçlı veya kolaylıkla güneş yanığı gelişebilen deri tipine sahip kişiler

Uzun süre veya aralıklı olarak yoğun güneş ışığına maruz kalmış kişiler

Ailesinde deri kanseri malin melanom olan kişiler

Büyük doğumsal benler(Konjenital dev kıllı nevüs)

Anormal (atipik) görünümlü (displastik) nevüsü olan kişiler

Doğumsal çok sayıda benleri olanlar

Malign Melanomdan Korunma

Melanom için en önemli tetikleyici faktör güneştir. Hayat boyunca maruz kaldığımız ultraviyole dozunun % 80'nini ise yaşamımızın ilk 18 yılı içinde alırız. Bu nedenle özellikle bebek, çocuk ve gençlerin güneşten korunması cilt kanseri açısından hayati önem taşır. Kişisel risk faktörlerinin iyi bilinmesi özellikle de displastik (atipik) ben veya diğer risk faktörlerine sahip olan kişilerin, ultraviyole ışınlarından korunma konusunda çok dikkatli olmaları gerekmektedir.

Özellikle yaz mevsimiyle birlikte tatillerde;

Güneşin çok dik geldiği 10.00 - 16.00 saatleri arasında güneş temasından kaçınılmalı,

En az 50 faktör güneş koruyucu kullanmalı

Güneş koruyucular güneşe çıkmadan 30 dakika önce uygulanmalı ve 2 saatte bir tekrarlanmalıdır

Güneşten koruyucu kremler yalnız güneşlenirken değil, günlük yaşamda da, özellikle yüz, boyun, ense, eller, kollar gibi sürekli olarak güneşe maruz kalınan vücut bölgelerine kullanılmalı

Siperlikli şapkalar takılıp,beyaz renkli güneşi tutmayan yazlık kıyafetler giyinmeli

6 aydan küçük çocuklar direkt güneşe maruz bırakılmamalı

Çocukların oyun alanlarının gölgede olmasına özen gösterilmeli

UV ışınlarına karşı korumalı güneş gözlükleri kullanmalıdır.

Erken Tanı Nasıl Konulur?

Kişisel Cilt Muayenesi

Risk grubundaki her bireyin aralıklarla kendi benlerini ve tüm derisini gözlemlemesi önerilir. Bu rutin gözlem sırasında var olan benlerde saptanan şekil ve renk değişiklikleri özellikle bendeki belirgin büyüme, iltihabı reaksiyon, kanama, kabuklanma ve kaşınma cilt kanserine işaret edebilir.

Bununla birlikte unutulmamalıdır ki malign melanom lezyonlarının büyük bir kısmı normal cilt zemininde; saçlı deride, tırnak yatağında da gelişebilir. Bu nedenle tüm deri de ortaya çıkan değişiklikler izlenmelidir. Yeni gelişen değişik görünümlü, hızlı büyüyen bir lezyonun saptanması durumunda da acilen bir dermatoloğa baş vurulmalıdır.

Cilt hastalıkları uzmanı önce çıplak gözle lezyonu değerlendirir, Melanoma şüphesi uyandıran lezyona dermatoskopi ile bakılır ve kesin tanı için biyopsi alınır.

Dijital Dermatoskopi

Deri melanomunun ilk belirtileri, benin büyüklüğünde, şeklinde renk ve çapındaki değişikliklerdir. Bu değişiklikler(ABCD kuralı) bende A.Asimetri, B.Border(kenar) düzensizliği, C.Color(renk) değişikliği (tümüyle benin rengi koyulaşabilir veya daha açık renkli olabilir veya benin yapısında birden fazla renk değişimi gözlenebilir. D.Diameter(çapta) genişleme veya kabarıklığının artması şeklinde olabilir.

Dijital dermatoskopi ile benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonları belirlenir ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınır ve kayıt edilir. Bende izlenen şüpheli değişiklikler matematiksel olarak hesaplanarak malign melanom riskini gösteren bir indekste oluşturur. Bu indeks erken tanıda ve tedavinin planlanmasında çok yardımcıdır. Çıplak gözle erken evre melanom tanı şansı düşük iken dijital dermatoskopik inceleme ile %90 lara çıkar. Aynı zamanda dermatoskopi ile lezyonlar kayıt edilebildiği için bir sonraki muayenede değişimlerin saptanması ve incelenmesi kolayca yapılabilir. Kesin tanı deri biyopsisi ile konulur.

Erken evrede tanı konulduğunda tedavi şansı yüksektir. Ancak bu dönemde tanı konulamazsa; hızla ilerleme ve diğer organlara yayılma özelliği olan bir kanser olduğu için tedavi şansı önemli ölçüde azalır.Bu sebeple Melanomda Erken tanı çok önemli ve hayat kurtarıcıdır.

2010 Kpss Soruları...

http://www.memurlar.net/haber/171561/

9 Temmuz 2010 Cuma

Sigarayı Bırakmak İçin Bitkisel Çözüm


Sigarayı bırakmak artık çok kolay
Malzemelerimiz:
1 fincan bal1 çay kaşığı kadar zencefil
1 çay kaşığı kadar zerdeçal
1 çay kaşığı kadar soya unu
Hazırlanışı ve Uygulanışı:
Tüm malzemelerini bir kap içerisinde iyice karıştırın ve dinlendirmek için buzdolabına koyun. Her sabah bu karışımdan 1 tatlı kaşığı kadar tüketin. Zaman içerisinde sigaraya olan istek azalacaktır.

Hassas Ciltler için Cilt Maskeleri



Güzellik Uzmanı ve Herbalist Suna Dumankaya hassas ciltlerin bakımı ve sağlığı için aşağıdaki cilt maskesini tavsiye ediyor. Muz A vitamini ve potasyum açısından zengin bir meyve olduğu için cildinize faydalı olacaktır.
Hassas Ciltler için Cilt Maskesi – 1
Malzemelerimiz :
1 tatlı kaşığı bal
1 çorba kaşığı süt(1/2) yarım muz

Hazırlanışı ve Uygulanışı :
Muzu temiz bir kapta iyice ezerek üzerine bal ve sütü ilave edip, iyice karıştırın. Bu karışımı başta göz çevresi olmak üzere tüm cildinize uygulayınız. 20 dakika kadar bekledikten sonra ılık su ile hafifçe masaj yaparak iyice temizleyiniz.

Hassas Ciltler için Cilt Maskesi – 2
Güzellik Uzmanı ve Herbalist Suna Dumankaya hassas ciltlerin bakımı ve sağlığı için aşağıdaki cilt maskesini tavsiye ediyor. Bu maske yaşlı ve yorgun ciltlerin hassas bakımı için olup, hücre zarlarına esneklik kazandırır.

Malzemelerimiz :
1 tatlı kaşığı badem yağı
1 tatlı kaşığı polen tozu
Yarım fincan nar suyu

Hazırlanışı ve Uygulanışı :
Tüm malzemeleri temiz bir kapta iyice karıştırarak elde ettiğiniz karışımı cildinize sürünüz. 20 dakika kadar bekledikten sonra ılık su ile hafifçe masaj yaparak iyice temizleyiniz.

Evde spor nasıl yapılır ?


Sağlığınız için özellikle evde ve salonda uygulayabileceğiniz egzersizlere dikkat edilmesi gerekiyor.

Kışın ev sporları

Günümüzün modern çağ insanı sporu boş vakitlerini daha eğlenceli kılmak, motivasyon sağlamak, vücut geliştirmek, fitness, kardiyo egzersizleri, kilo vermek gibi nedenlerle yapmaktadır. Spor evde, salonda, açık havada yapılabilir. Açık hava ve kapalı salonlar olmak üzere ayrıldığı gibi yaz ve kış sporları olarak da ayrılabilir. Kış sporları açık havada yapılabileceği gibi hava şartları nedeniyle salonda ya da evde yapılmaktadır. Evde yapılabilecek sporlar kilo almamak, hacim kazanmak, sıkılaşmak, vücut geliştirmek, kardiyo egzersizleri olarak yapılabilir. Herhangi bir alet kullanmadan evde 3 temel hareket yapılabilir.

Bunlar barfiks, şınav ve mekik hareketleridir.

Barfiks: Kanat, sırt, pazu
Şınav: Göğüs, arka kol
Mekik: Mide yan karın kası ve bacak kaslarını geliştirir.

Evde aletli sporlar da yapılabilir

Aletli olarak evde ağırlık sehpaları, el yayları, pilates topu, sabit bisiklet, koşu bandı kullanılabilir. İp atlama, bisiklet binme, koşu bandı, kardiyo ve aerobik egzersizlere yönelik çalışmalar da kullanılabilir. Bu tip hareketlere ilave olarak spinnig, dans, oryantal, pilates vb. yapılabilir.

Kalbe yönelik sporlar ritmi düzenliyor

Kardiyo egzersizlerinde amaç kalp atım sayısını faydalı atım frekansına getirmek ve bu ulaşılan noktayı uzun süre korumaktır. Egzersiz düşük tempoda, uzun süre yapılmalıdır. Maksimum kalp atım sayısı %50 ile %85 arasındadır. Aerobik egzersizlerde ise kalbi ve akciğerler güçlendirilir ve stresi gideren egzersizler minimum 20-25 dk yapılarak yağ yakımı sağlanır. Egzersizler cinsiyete ve yaşa bağlı olarak süre ve miktar bakımından farklılıklar gösterebilir.

Kişi kendine uygun sporları yapmalıdır

Evde veya salonda spor egzersizleri:

yoga, aerobik, jimnastik, tae-bo, aikido, modern dans, latin dans, oryantal, step, spinning, plates, olarak sıralanabilir. Bu tür aktiviteler farklı kas ve eklemlere yük bindirir. Bu yüzden kişiye uygunluğu incelenmelidir. Diz sorunu olan kişiler step, spinning gibi egzersizleri, kalça sorunu olanlar tae-bo gibi egzersizleri, omuz, dirsek ve el sorunu olanlar aikido yapmakta zorlanabilirler.

Spor yaparken beslenme ve uykuya dikkat!

Bu çalışmaları yaparken beslenme ve uykuya dikkat edilmelidir. Aç ve tok spor olmadığı gibi uykusuz olarak yapmak da vücuda zarar verecektir. Çalışmadan 1,5-2 saat önce yemek yenmelidir. Saat başı 120ml, spor anında ise 200 ml sıvı alınmalıdır. Çalışmadan önce mutlaka ısınma, bitince soğuma hareketleri yapılmalıdır. Giysiler rahat olmalı, t-shirt, eşofman giyilmeli ve giyeceklerin pamuklu, keten gibi teri çeken özellikte olmasına özen gösterilmelidir. Ağırlık kaldırırken nefes vermeli, indirirken nefes alınmalıdır. Doğru nefes çok önemlidir. Setler arasında 45-60 sn ara verilmelidir.

Spor için en uygun saat öğle sonrası

Sporun günü hangi saati yapılacağı önemli bir konudur. Gün içinde belirli saatlerde vücudun hormonel aktivite seviyesi ve refleks cevabı farklılık gösterir. Kalp, tansiyon seviyesi kan hormon ve yağ seviyesi farklılık gösterir. Sabah saatleri sanılanın aksine spor için uygun saatler değildir. En uygun saatler öğle sonrası 16:00 – 19:00 arasıdır. Vücut bu saatten sonra yemek ve dinlenmek için kendini programlar. Kilo vermek için akşam saatlerinde yapılan spor sindirim sistemini hızlandırır ve vücutta yağ birikmesini engeller. Sabah sporunu çoğu insan daha çok tercih eder. Sabah insan vücudundaki kan yoğunluğu yüksektir ve özellikle kalp ve damar/tansiyon hastaları için sabah sporu zararlıdır. Öğlen sonrası 15.00-19.00 arası en uygun saatlerdir. Günün hangi saati spor yaparsanız yapın mutlaka su içmeyi ihmal etmemek gereklidir.

Kas büyütmek için egzersiz !!


Kas çalışmasında sonuç elde edebilmek, çalışma temponuz, programınız, genetik yapının elverdiği gelişim olanakları, dinlenme süresi ve beslenme gibi pek çok faktöre bağlıdır. Genetik faktörlerden başlayarak sıra ile inceleyelim.

Kırmızı ve beyaz kaslar
Fitness dünyasındaki bilimsel çalışmalar temel bir gerçeğe işaret ediyor: kas hipertrofisi ağırlıklı olarak hızlı dönümlü beyaz kaslarda gerçekleşir. Hızlı dönümlü beyaz kas lifleri yoğun güç çalışmalarında uyarılırlar. Yavaş dönümlü kırmızı kas lifleri ise düşük tempolu aerobik çalışmalarda daha çok uyarılır.. Uzun mesafe koşucuları kırmızı lifli kas grubunu çok geliştiren sporculara örnek teşkil eder. Bu tür atletlere bakacak olursak kırmızı kasları çok çalıştırmanın kaslı görünümün temel koşulunu oluşturmadığını rahatlıkla anlayabiliriz. Ağırlık kaldırma aletlerinde yüksek tekrarlı çalışmalar yapmak daha çok kırmızı lifleri çalıştırmakta. Bu nedenle beyaz kas liflerinizi harekete geçirebileceğiniz şekilde, yani düşük tekrar sayıları ve maksimum güç ile kaldırış yapmanın hacmi arttırıcı yönde etkisi olacaktır. Kasları yüksek tekrarlı olarak çalışmaktan ne kadar uzaklaşırsanız onlarao kadar çok hacim kazandırma şansınız olur. Kişinin genetic yapısına bağlı olarak beyaz kas liflerinin sayısı kişinin ulaşabileceği maksimum kas büyüklüğünün sınırlarını da belirleyebilir. Ancak buna bakarak, umutsuzluğa kapılmak ve kas çalışmaktan vazgeçmek doğru değildir. Her insan kaslarını gözle görünür derecede geliştirerek şekillendirebilir.

Kasları dinlendirmek
Kas hacmini arttırırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de şudur: kasların gelişmek için dinlenmeye ihtiyacı vardır. Çalışma yalnızca bir başlangıçtır. Kas dokularının onarılması ve gelişmesi için bir haftalık bir sure geçmesi gerekir. Bu nedenle bir kas grubunu beş günde birden daha fazla bir sıklıkla çalışmak, hacim kazanmak açısından, doğru değildir. Her kas grubunu haftada bir çalışmak en iyi yöntemdir.

Set ve tekrar sayıları
4 - 8 tekrar düşük tekrar sayısıdır. Ancak çalıştığınız kas grubundaki beyaz kas grubunu 8 tekrarla uyaramayabilirsiniz de. Bacakların normalde 20 tekrarlı setlere ihtiyacı olabilecekken, omuzlar 12 tekrarlık bir set gerektiriyor olabilir. Her bir set arasında 2 - 4 dakika ara vermelisiniz. Amaç setin her bir tekrarına maksimum patlayıcı gücü verebilmek olmalıdır. Bir sette nefes nefese kalmışsanız bir sonrakine hemen geçmeyin. Dinlenin ve kasınızdaki yanmanın geçmesini ve nefes alışınızın normale dönmesini bekleyin. Yüksek tekrar sayıları kaslara hacim kazandırmaz. Hatta onları sertleştirmez bile. Düşük tekrar sayılarında maksimum güç sarfedebileceğiniz ağırlıkları kaldırmayı denemelisiniz. Son setinizde çok düşük tekrar sayısı ile (2 - 4) kaldırabileceğiniz en yüksek ağırlığı kaldırmalısınız. Bu arada hareketleri eklem sisteminizi zorlamayacak şekilde, düzgün ve hareket disiplinine uygun bir şekilde yapmalısınız. Unutmayın ki gelişmiş kaslara sahip olmak eklem ve iskelet sisteminde kalıcı hasarlar meydana gelmesinden daha önemli olamaz.

Isınma
Her çalışmanın başlangıcında ısınmak için bir kaç yüksek tekrar-düşük kilolu set yapın. Çok düşük kilolarla yapacağınız bu tekrarlar meydana gelebilecek kazaları ve sakatlıkları engelleyebilir. Göğüsle kaldırabileceğim maksimumu kaldırdığınız an çalışmanın yirminci dakikasında gerçekleşebilir. Salona girince hemen yüksek ağırlıklara koşmayın. Ağır kaldırmadan once mutlaka güzelce ısının.

Beslenme
Kaslarınıza hacim kazandırmak için kas olarak kilo almanız gerekmektedir. Size yazılan diyette iki şeye dikkat etmelisiniz. Birinci olarak kasların yakıtı karbonhidrattır. Kaslara çalışmaları için gereken karbonhidrat desteğini vermelisiniz. Ne kadar karbonhidrat alacağınız, yaş, kilo, metabolizma hızınıza bağlı olarak değişir. İkinici olarak, kas yapımında kullanılan madde aminoasittir. Aminoasitler proteinlerin yapı taşıdır. Kas yapımını hızlandırmak için kişinin vücut ağırlığının her kilogramı başına 1,5 - 2 gram kadar protein almalısınız.

Fitness yapılan yanlışlar !!


Bir bölgeden yağ atmaya çalışmak Yapılan son araştırmalar bir bölgeden yağ atmanın mümkün olmadığını gösterdi. Vücut yağ yakarken genetik şifresi doğrultusunda vücudun her tarafından değişik miktarlarda yağ atabiliyor. Örneğinbazı kişiler öncelikle bel bölgesinden zayıflayıp üst bölgelerden daha yavaş yağ atarken, bazı kişiler bel bölgesindeki yağları hızla atamayıp, üst bölge ya da diğer bölgelerden daha hızlı yağ atabiliyor. Bu nedenle bölgesel zayıflamaya yönelik bir program mevcut olamıyor. Her gün yapılan yüzlerce mekik ya da karın sıkıştırma hareketleri de bel bölgesinde yağ atmak ve beli inceltmek için yeterli değildir. Çünkü bu hareketlerin temel işlevi bel bölgesindeki kasları kuvvetlendirerek buraya gergin bir görünüm kazandırmaktır. Dünyanın en güçlü mide kaslarına sahip olabilirsiniz ama yağ ile örtülüyse onları kimse göremez, ve bu yağlar mekikle erimez.

Başlangıçta ağır kilolar kullanmak
Başlangıçta hafif kilolarla çalışarak yavaş yavaş güçlenmeyi seçin. Başlangıçta bağ dokuları zayıf olduğu için sakatlık tehlikesi olabilir. İlk iki hafta hafif kilolarla çok tekrarlı olarak çalışarak kaslarınızı ve bağ dokunuzu güçlendirerek spora hazırlayın.

Çok büyümekten korkmak
Kas çalışmasına başlarken kasları fazla büyütmekten korkarak çalışmalar başlamak yanlıştır. Gerçek şudur ki, çok az kişi istediği kadar kas yapabilmektedir ve kas yapmak öyle kolay bir iş değildir. Uzun ve sistemli çalışmalar sonucunda kişiler fiziklerini ancak 'daha iyiye doğru' götürebilmekte, ideal fiziğe ulaşan kişilerin sayısı çok olmamaktadır. Bu nedenle başlangıç aşamasında bu konuyla ilgili bir endişeye sahip olmak yerine, kasları gelişme aşamasına gireseye kadar sistemli bir şekilde çalıştırmak doğrudur.
Yeterli su içmemek
Kasların önemli bir bölümü sudan oluşur. Bu nedenle yeterli miktarlarda su içmezseniz, kaslarınız güç kaybeder. Susama hissi duymayı beklemeden bol bol su için.

Kaçınılması gereken egzersizler
Fitness ve spor hekimliği dalında yapılan son araştırmalar bugüne kadar yapılan hareketlerin bazılarının yaralanmaya neden olabilecek derecede tehlikeli olduğunu oraya koydu. Güvenlik için tüm hareketlerin doğru ve disiplinli bir şekilde yapılması şarttır. Ancak kimi hareketler var ki, doğru yapılması ya da yapılmaması bir tarafa eklemleri ve kasları gereksiz yere zorlayarak geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara neden olabilir. Bunlar:
•Tam mekikler (beli zorlayan bir hareket, yarım mekik tercih edilmelidir.
•Derin pullover hareketleri (göğüs kafesini genişletmek için yapılan bu hareket omuz problemlerine neden olabilir.)
•Vücudun önünde bulunan bir ağırlığı kontrolsüz ve ani olarak kaldırmaya çalışma.
•Sopa çevirme (bel diskine kaydırma ihtimalini arttıran bu hareket tavsiye edilmiyor. Genelde salonlarda bel bölgesinin yanında birikmiş yağları eritmek için önerilir.)
Hastayken antreman yapmak
Eğer sinüs, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi lokal bir hastalığa sahipseniz spor yapmanızda bir sakınca yoktur. Ancak vücudun tamamını etkileyen bir hastalık geçiriyorsanız spor yapmayın. Vücudunuz daha da direnç kaybedebilir. Ayrıca fazla antremandan kaynaklanan bir yorgunluk geçiriyorsanız, vücudunuzun dinlenmesi için bir kaç gün geçirin.
Kısa Kardiyo yapmak
Yağ yakmak için hedef kalp atış hızı seviyesinde, yavaş tempoda ve sürekli olarak yapılan egzersize kardiyovasküler ya da (fitness salonlarındaki kısaltılmış kullanım ile kardiyo) denir. 30 dakika boyunca durmaksızın yapılan koşu, bisiklet, yüzme, kürek böyle egzersizlerdir. Fitness salonunda kardiyovasküler türdeki egzersizleri kısa sürelerde yapan kişilere sık rastlanır. Oysa bu tür egzersiz ısınma dışında bir sonuç getirmez. Kardiyovasküler bir çalışmanın istenen hedefe (yağ yakmak) ulaşmada etkisi olması için, 15 dakikadan az olmamak kaydıyla ve mümkünse 25 - 35 dakika süreyle yapılması gerekir. Vücutta yağ yakma enzimleri ilk 10 dakikadan sonra harekete geçer. 10 dakika kadar yapılan kısa bir tempolu koşu yalnızca karbonhidrat yakmanızı sağlar. Böylelikle depolanmış yağları yakmadan spor yapmış olursunuz.
Ağırlık kaldırırken yanlış nefes alıp vermek
Ağırlık çalışması sırasında doğru nefes alıp vermek çok önemlidir. Kasın kasılması sırasında (yani hareketin zor kısmı) nefes verip, kasın gevşediği sırada nefes alın. Ya da şöyle söyleyelim: hareketin sizi daha çok zorlayan kısmında nefes verin.
Isınmadan başlamak
Egzersize ısınmadan başlamak kalp dolaşımında ani değişikliklere neden olabilir, eklem ya da bağ dokularınızda zorlanmalara neden olabilir. Bu nedenle egzersize başlamadan önce mutlaka ısının. Bunun için 5 dakikalık sabit hızda bisiklet ya da 5 dakika yürüyüş yeterli olabilir. Ağırlık çalışmasından önce çalıştıracağınız kası esnetin, ve hafif ağırlıklarla ısıtın.
Ağrıyan bir kası çalıştırmak
Eğer kasınızda bir ağrı varsa kesinlikle o kas grubuna yüklenmeyin. Ayrıca omurga ve eklem ağrılarında da kas çalışması yapmak sakıncalı olabilir. İncitilmiş bir belle kürek çekmek ya da karın sıkıştırma ya da mekik çalışmak tehlikelidir.

Selülitleri kabusunuz olmaktan çıkaracak öneriler


Diyet, selülit tedavisinde tek başına etkili değildir. Sadece diyet yaparak, var olan selülitler azalmaz. Ancak diyet, selülit oluşumu ve ilerlemesine karşı önemli bir destektir. Lesitin, esansiyel yağ asitleri, bazı aminosaitler, antioksidanlarve bol sıvı tüketimi, selülit tedavisindeki önemli yapıtaşlarıdır. Soya, karnabahar, fıstık ezmesi, zeytinyağı, kanola yağı, yağlı tohumlar, üzüm, ananas, nar ve turunçgiller özellikle tavsiye edilir.

Başarıyı artırmak için:
1- Şekerli içecekleri azaltın.
2- Tuzu mümkün olduğunca az tüketin.
3- Yağlı besinlerden uzak durmaya çalışın.
4- Rafine edilmiş karbonhidrat tüketmeyin.
5- Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin.
6- Sigara içiyorsanız mutlaka bırakın.
7- Alkolden uzak durun.
8- Her gün 1 gram C vitamini alın.
9- Kafein alımını azaltın.
10- Yeterli miktarda su için.

Sık ve az yiyin
Açlık hissetmeden zayıflamak ve verdiğiniz kiloları tekrar geri almamak için basit ama en etkili kurallardan biri ‘ara öğün’lerdir. Ara öğün alışkanlığının yerleşmesi için kolay ve lezzetli seçenekler keşfetmeniz bu öğünleri keyiflendirecektir. Az ve sık yiyerek açlık duygusu ve sınırlanmışlık gibi negatif duygulardan kurtulmak daha kolaydır.

ARA ÖĞÜN İÇİN 15 ÖNERİ:
* 3 kuru kayısı, 2 ceviz
* Yarım paket diyet bisküvi + 1 bardak süt
* 1 kutu yoğurt + 10-15 yaban mersini
* 1 kutu az yağlı süt, 1 taze meyve
* 2 grisini, 1 ayran
* Yarım paket diyet çubuk kraker + ayran
* 1/2 simit + peynir
* 1-2 dilim ekmek + 1 dilim beyaz peynir
* Light kaşarlı kepekli tost, söğüş sebze
* Bir meyveli yoğurt + 10 fındık
* Yarım paket mısır pirinç çıtırı + az yağlı kaşar
* 1 su bardağı yağsız patlamış mısır + 1 avuç kuru üzüm
* Çiğ sebze salatası, 1 dilim peynir + diyet kraker
* Bir avuç beyaz leblebi + 1 bardak kefir
* 5 kuru erik + 10 badem
* Yarım yufkadan sebzeli yağsız gözleme, 1 bardak light ayran

HAFTALIK DİYET MÖNÜSÜ
6. GÜN
1000 - 1200 kalori
Sabah
* 4 yemek kaşığı müsli
* 1 yemek kaşığı dolusu kuru üzüm
* 1 bardak light süt (200 ml)
Ara
* 8 adet çilek
* Yeşil çay
Öğle
* 3 köfte kadar ızgara tavuk (90 gr)
* Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı)
* 1 dilim tam buğday ekmeği (50 gr)
Ara
* 1 dilim yağsız elmalı kek
* 1 fincan light süt (100 ml)
Akşam
* 8 yemek kaşığı zeytinyağlı kabak ( yemek tarifine bakınız)
* 3 yemek kaşığı light yoğurt
* 1 dilim tam buğday ekmeği (25 gr) veya 2 yemek kaşığı sade makarna
Ara
* 12 adet kiraz
* 10 badem

1300 - 1400 Kalori
Sabah
* 1 bardak light süt
* Yarım muz
* 10 adet fındık
Ara
* Yarım pk. diyet bisküvi l Bitki çayı
Öğle
* 2 adet zyt. Biber dolması
* 3 yemek kaşığı light yoğurt
* Salata (yağsız)
Ara
* 3 adet yulaflı kurabiye
* 1 fincan light süt (100 ml-istenirse nescafe ilave edilebilir)
Akşam
* 4 adet ızgara köfte (120 gr)
* 4 yemek kaşığı bulgur pilavı
* Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı)
Ara
* 2 porsiyon meyve+ tarçın ilaveli

KURU MEYVELİ YULAFLI KURABİYE
Malzemeler:
2 adet yumurta
1.5 kase yulaf ezmesi
1 kase yaban mersini/kuru üzüm/kuru kayısı/kuru erik karışımı
1 paket vanilya
1 çay bardağı light yoğurt
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1/2 paket kabartma tozu
1-2 çay bardağı kepekli un

Yapılışı: Sıvı yağ, un, yumurta ve yoğurdu karıştırın. Sonrasında diğer malzemeleri ekleyerek yoğurun. İsteğe göre şekillendirdikten sonra önceden 170 derece ısıtılmış fırına koyup, 15 -20 dakika kadar pişirin.

Açık Yaraya İlk yardım


En sık görülen spor sakatlanmalarından biridir. Genelde açık alanlarda yapılan hareketli sporlarda ya da salondaki makineler nedeniyle ortaya çıkabilir. Çoğu zaman göz ardı edilir, oysa enfeksiyon kapma riski çok yüksektir.
Böyle bir durumda yarayı önce içme suyuyla temizleyin. Yaraya bulaşmış toz, toprak gibi etkenleri zorla temizlemeye çalışmayın. Temizleme işleminden sonra yarayı dezenfekte edin. Yaranın üzerini bir tülbentle kapatarak, sargı beziyle sarın. Eğer tetanoz aşısı olmadıysanız, hemen bir doktora başvurun. İyileşme süresi yaranın büyüklüğüne bağlıdır. Bu süre içerisinde yaranın gerilmemesine dikkat edin.

Kalp Krizinde İlk Yardım


Kalbi besleyen koroner arterlerin çeşitli nedenlerle kalbi besleyememesi sonucu ortaya çıkan tabloya kalp krizi denilmektedir. Angina pektoris veya akut myokard enfarktüsü şeklinde ortaya çıkabilir. Arterin daralması nedeniyle, fiziksel aktivite, ruhsal stres veya aşırı soğuk sonucunda kalbin artan oksijen ihtiyacı karşılanamayacağı için kalp kasında gerekli kasılma olamayacaktır, dolayısıyla da kriz meydana gelecektir. Buluğ çağından 90 yaşına kadar kalp krizi geçirilebilirse de yaş ilerledikçe kalp krizine yatkınlık artar..

Enfarkt(üs), kan desteğinin kesilmesine bağlı doku ölümüdür.
Kalp krizi; kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesi, sigara, alkol, stres, yüksek tansiyon, şişmanlık, hareketsizlik gibi kontrol edilebilir nedenlerle; yaş, cinsiyet, kalıtım, diabet vs gibi kontrol edilemeyen nedenler sonucu ortaya çıkabilir.
ANGİNA PEKTORİS: Kalp, bir süre gereksiniminden az oksijenle beslenmek, zorunda kalırsa, kişinin soluğunu kesecek kadar şiddetli göğüs ağrısı olur, bu ağrıya angina pektoris denir. Ağrı genellikle sternum (göğüs kemiği) arkasında hissedilir; kola (özelikle sol kola), çeneye, epigastriuma (karnın üst orta bölgesine) yayılır.
AKUT MYOKARD ENFARKTÜSÜ: Koroner arterin, arterioskleroza(damar sertliğine) bağlı olarak daralması veya kan pıhtısı ile tıkanması sonucunda bu arterle beslenen kalp kasına giden oksijen yetersiz kalacağından, myokard kası görevini yerine getiremez; yeterince kanın vücuda pompalanamadığı bu tabloya, akut myokard enfarktüsü (AMI) denir.

İlkyardım:
Angina pektoriste:
* Hasta mutlaka hemen dinlen(diril) melidir; yürüyorsa durmalı, oturtulmalı veya
yatırılmalıdır. Mümkünse hareket ettirilmemelidir. Hasta sakinleştirilmelidir.
* Sıkı giysiler gevşetilir.
* Dilaltı nitrogliserin (isordil, 5 mg ) verilir.
* Gerekiyorsa (solunum ve kalp durmuşsa) CPR yapılır.
* Hastaneye götürülür ( mümkün olduğunca az hareket ettirilerek ).

Akut myokard enfarktüsünde:
* Hastanın ağrısının ve korkusunun giderilmesi önemlidir
* Hasta sırtüstü yatırılır ve hareket ettirilmez,
* Hastanın solunum sıkıntısı varsa, baş yükseltilir
* (Mümkünse oksijen verilir 2 lt/dk gidecek şekilde)
* Mutlaka hastaneye götürülür.
* Gerekiyorsa (solunum ve kalp durmuşsa) CPR yapılır.

** Kalp krizi sonucu görülen kalp durmalarında, hemen kalp masajı başlatılır ve sağlık kuruluşuna kadar sürdürülürse kişinin döndürülme şansı yükselecektir.
**Endişeli hastanın sakinleştirilmesi ve hastanın hareketinin kısıtlanması kalbin yükünün azaltılması açısından önemlidir.

DİKKAT: ACİL DURUMLARDA MÜMKÜN OLAN EN KISA SÜREDE 112 ACİL YARDIM HATTINI ARAYINIZ.

Kpss 2010 Ek atama sonuçları açıklandı ...

http://atama.meb.gov.tr/2007_3_sozlesmeli/default.aspx?islemID=55

8 Temmuz 2010 Perşembe

Zehirlenen çocuğa ne yapmalı ?


Çocuğunuz zehirlenirse ne yapmalısınız. Farmakoloji uzmanları Dr. Yusuf Cem Kaplan ve Dr. Ömer Demir tarafından hazırlanan 'Çocuğunuzu Tehdit Eden Zehirler' kitabı okurla buluştu.Ebeveynlere çocuklarda zehirlenme riskini en aza indirecek bilgiler

vermek ve beklenmedik bir zehirlenme ile nasıl baş edebileceklerini öğretmek amacıyla hazırlanan kitapta, bu tip durumlarda ebeveynlerin yaşadığı panikle kulaktan dolma yanlış bilgileri uyguladıkları belirtildi.

Böyle durumlarda ailelerin çocuklarına zehirlenmeden daha çok zarar verebildiğine işaret edilen kitapta, ilaçların doğru şekilde kullanılmamasının ve küçük çocuklarda tek bir tabletin bile ciddi zehirlenmelere neden olabileceği ifade edildi.

Kitapta, bu tip zehirlenmelerin gözetim eksikliği ve çocuğun merakı sonucu yaşandığı belirtilerek, önlemek için de zehirleyici maddelerin orijinal kaplarında, yüksekte, kapalı, mümkünse kilitli bir yerde saklaması önerildi.

ÇOCUĞUNUZ ZEHİRLENİRSE NE YAPMALI?
Çocuklar zehirlendiğinde öncelikle panik yapmadan zehirlenme etkeninin çocuktan uzaklaştırılması, çocuğun ağzında çiğnenmemiş tablet varsa kusturmamak koşuluyla çıkarılması gerektiği anlatılan kitapta, en uygun müdahale için çocuğun bilinci yerindeyse zehir danışma merkezinin aranması, bilinci açık değilse en kısa sürede acil servise götürülmesi gerektiği vurgulandı.

Yakıcı madde içen çocuğun kusturulmaması istenilen kitapta, ''Kusturma, yemek borusunu iki kez yakıcı maddelere maruz bıraktığı için uygulanmamalıdır'' denildi.

Her ilacın çocuklarda tehlikeli bulgular oluşturabileceği, maddenin ne olduğu ve alınan dozajın bilinmesinin tedaviye yarar sağlayacağı belirtildi.

Zehirli bitkileri yiyen ya da onlara temas eden çocuklarda mide bulantısı, ağızda kuruluk, göz bebeklerinde büyüme gibi belirtilerin ortaya çıktığı anlatılan kitapta, bu gibi durumlarda zehir danışma merkezinin aranması ya da doğrudan hastaneye başvurulması istendi.

Kitapta, hayvan ısırmalarına ve sokmalarına karşı, ısırık yerini yukarıdan bağlama, kesme, emme, tükürme gibi işlemlerin bir yararı olmadığı, ayrıca bu tür uygulamaların doku hasarı yapabileceği vurgulandı.

Kitapta, zehirli olmayan ya da ihmal edilebilir zehirlenme riski taşıyan tebeşir, kil, antibiyotik, boya kalemi, boğaz pastili, oyun hamuru, parıltılı oyuncaklar ve benzeri maddelerin, göz ve deri reaksiyonlarına, mide- bağırsak sistemi rahatsızlıklarına neden olabileceği kaydedildi.

Türkler fazla tuz tüketiyor !!


Dünya Sağlık Örgütü, bir kişinin günde 5 gram tuz tüketmesini öneriyor. Araştırmalara göre ise Türkiye'de bir kişinin tükettiği günlük tuz miktarı yaklaşık 18 gram. Fazla tuz tüketiminin hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, gastrit, kanserler,

osteoporoz, böbrek hastalıkları ve diyabete yol açabileceği uyarısında bulunan uzmanlar, günde 1 gram az tuz tüketiminin kalp krizi riskini yüzde 3, felç riskini yüzde 5 oranında azalttığına dikkati çekiyor.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 'Tuz Tüketiminin Azaltılması Ulusal Strateji Belirleme Çalıştayı'ında, Türkiye'de tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik 2010-2015 yılları arasında uygulanacak ulusal program kapsamında temel stratejiler ile bu stratejiler paralelinde hedefe yönelik etkili faaliyetler belirlenecek.

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Hasan Irmak, insan ömrünün uzamasıyla birlikte kronik hastalıkların önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya başladığını söyledi.

Kronik hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin toplam ölümlerin yüzde 60'ını oluşturduğuna dikkati çeken Irmak, ''Bu Kronik hastalıklar, risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde kalp hastalıkları, inme ve tip 2 diyabetin yüzde 80'inin, kanserlerin 40'ının önlenebilir olduğu görülmektedir. Bu değiştirilebilir risk faktörlerinin başında beslenme, fiziksel aktivite ve sigara kullanımı gelmektedir'' dedi. Bunların yanı sıra tansiyon yüksekliği, artmış kan şekeri, kan yağlarında yükselme ile şişmanlığın da önemli ve değiştirilebilir risk faktörleri olduğunu vurgulayan Irmak, Kronik hastalıklardan korunmak için önleyici yaklaşımların geliştirilmesi gerektiğini bildirdi.

Irmak, risk faktörlerinin içinde kardiyovasküler hastalık yükünün artmasının en büyük nedeninin hipertansiyon ve tuz tüketimi olduğuna işaret ederek, tansiyonun normale indirilmesi ve tuz tüketiminin azaltılmasının bu strateji içindeki en temel faaliyet alanlarından biri olduğunu söyledi. Bu nedenle vatandaşların aşırı tuz tüketiminin yer aldığı beslenme, bilgi, tanıtım ve davranışlarını olumlu yönde değiştirecek faaliyetlerin planlanması ve yürütülmesinin Sağlık Bakanlığının en çok önem verdiği konular arasında olduğunu ifade eden Irmak, şöyle devam etti:

HEDEF TUZU GÜNDE 5 GRAMIN ALTINA DÜŞÜRMEK
''Türkiye'de tuz tüketiminin DSÖ'nün önerdiği miktarların çok üzerinde olduğunu biliyoruz. Tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik olarak da bakanlığımız tarafından konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Hedefimiz, günlük tuz tüketimini DSÖ'nün önerdiği 5 gramın altına düşürmektir. Bugünkü tüketim düzeylerine bakıldığında hızlı bir şekilde eyleme geçmemiz gerekliliği kaçınılmazdır. Bu çalıştayda, tuz tüketiminin azaltılması amacıyla üniversitelerdeki öğretim üyeleri ve çeşitli kuruluş temsilcilerinin desteğiyle, öncelikli faaliyetlerimizi belirleyecek, vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik eğitim ve medya kampanyaları ile düzenleme ve değerlendirme çalışmaları planlanacaktır. Yapılacak planlama çerçevesinde belirlenecek faaliyetleri, Dumansız Hava Sahası ve obezitenin önlenmesine yönelik ülke programlarında olduğu gibi en kısa sürede uygulamaya geçirmek istiyoruz.''

TUZ TÜKETİMİ DSÖ'NÜN ÖNERİSİNDEN 3 KAT FAZLA
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanı Cengiz Kesici de konuşmasında, Türkiye'de bir kişinin günlük tuz tüketimi oranının DSÖ'nün önerisinden 3 kattan daha fazla olduğunu söyledi. Tuz tüketim oranını kadınlarda 16 gram, erkeklerde 19 grama ulaştığına dikkati çeken Kesici, ''Günde bir gram dana az tuz tüketimi kalp krizi riskini yüzde 3, felç riskini yüzde yüzde 5 azaltıyor. Eğer 6 gram az tuz tüketilirse felç riski yüzde 24, kalp krizi yüzde 18 ve 9 gram tuz azaltılmasında da felç riski yüzde 34 ve kalp krizi riski yüzde 25 azalıyor'' diye konuştu.

Türkiye'de 1978 yılında yıllık 936 bin 778 ton olan tuz tüketiminin 2002 yılında 2 milyon 188 bin 619 tona çıktığını belirten Kesici, tuzun en çok ekmek, salamura besinler ve işlem görmemiş besinler aracılığıyla alındığını bildirdi.

Kesici çalıştayda, çok fazla tüketilen bir besin olan ekmekte tuzun azaltılması, tuz kontrolüne yönelik yasal düzenleme, toplu tüketim standartlarının geliştirilmesi gibi müdahale alanlarının belirleneceğini dile getirdi.

EKMEKTEKİ TUZA DİKKAT
Türk hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ülver Boztepe Derici ve Türk Kardiyoloji Derneği hipertansiyon Çalışma Grubu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Doğan Erdoğan da fazla tuz tüketiminin kan basıncı yüksekliği ve hipertansiyon ile ilişkili olduğuna dikkati çekerek, yapılan çalışmalarda tüketilen tuz miktarının bölgelere göre farklılık gösterdiğine işaret ettiler.

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, ekmekteki tuz miktarlarının mutlaka sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguladı. İyotlu tuz kullanımının tercih edilmesi gerektiğini de ifade eden Artık, yemeklerin tuz yerine çeşitli baharatlarla tatlandırılabileceğini kaydetti.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Besler ise gün içinde 5-9 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesinin beslenme alışkanlığını zaman içinde değiştirilebileceğini belirtti.

Prostat Büyümesi


Prostat mesanenin tabanında bulunan ve mesaneden çıkan idrar yolunu çevreleyen bir üreme bezidir. Yaşlanmayla birlikte prostatın içinde urlar gelişir ve bu urların büyümesi ile prostatta büyür.
PROSTAT NEDİR ?


Prostat mesanenin tabanında bulunan ve mesaneden çıkan idrar yolunu çevreleyen bir üreme bezidir. Yaşlanmayla birlikte prostatın içinde urlar gelişir ve bu urların büyümesi ile prostatta büyür.

Belirtileri Nelerdir ?

Prostat hastalığının belirtileri prostatın büyümesiyle ortasından geçen idrar yoluna baskı yapmasından ileri gelir. Bu belirtilerin başlıcaları; idrara başlarken bekleme, idrar akımında incelme ve azalma, kesik kesik idrar yapmadır. Şikayetler artarsa hasta hiç idrar yapamaz ve idrarı sonda denilen plastik tüplerle boşaltılır ve bu şekilde hasta rahatlatılmaya çalışılır.

Tani nasil konur ?

Ürolog parmağıyla prostatı muayene ederek büyüklük ve kıvamını araştırır. Ultrasonografi ile artık idrar kalıp kalmadığına bakar. Gerekirse penisten giren bir aletle prostatı gözle inceler (Sistoskopi). PSA tetkiki kanser ihtimalinin kontrolü için yapılır.

Nasil Tedavi Edilir ?

Tedavinin şekli; hastalığın devresine ve hastanın şikayetlerinin derecesine bağlıdır. Hastaların çoğu belirtileri yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görür ve şikayetleri artınca üroloğa başvurur. Hafif şikayetlerde ilaç tedavisi hastayı rahatlatmaktadır. Cerrahi işlemler başlıca açık ve kapalı (T.U.R) prostat Ameliyatlarıdır. Ürolog gerekli tetkik ve testleri yaptıktan sonra hasta için en uygun olan tedavi şeklini başlatacaktır. Bu tedavi şekli hasta iyileşene kadar devam eder veya gerekli olan şekilde değiştirilir.

Metabolizma nasıl hızlandırılır ?


Metabolizmanızın hızından şikayetçi misiniz.Metabolizma nasıl hızlandırılır şöyle bi bakalım:

Sık Öğün Tüketimi
3 ana öğüne ek olarak, mutlaka ara öğünlerin tüketilmesi önerilir. Ara öğün tüketmek vücudu çalıştırıp, metabolizma hızınızı sürekli yüksek tutar.

Egzersiz Yapmak
Düzenli hareket edip kalori harcayarak kısa vadede ve kas kütlenizi artırarak uzun vadede metabolizma hızınızı artırmak oldukça faydalıdır.

Yeterli ve Dengeli Beslenme
Diyette değişiklikler yapılması, farklı yiyeceklerin, farklı zamanlarda tüketilmesi metabolizmanın kendini korumaya almaması, kilo vermeye devam etmesi için çok önemlidir. Optimal Beslenme, vücuda gerekli olan tüm besin öğelerinin, tüm öğünlerde yeterli ve dengeli miktarlarda alınmasıdır. Önerilenden fazlasının tüketimi kilo alımına neden olacağı gibi, azı da metabolizmayı yavaşlatabilir. Bu nedenle metabolizma hızınızın oksijen tüketiminizle ölçümü sonrasında, diyetisyeninizin önereceği miktarların azını veya fazlasını tüketmemelisiniz.

Sıvı Tüketimi
Metabolik hızın azalmaması, sindirim, emilim gibi görevlerin yapılabilmesi, hücre, doku, organ ve sistemlerin çalışması için, atıkların vücuttan atılması ve vücut ısısının dengelenmesi için; uyanık olduğunuz her saat dilimi içerisinde 1 küçük bardak su tüketmeye özen gösterin. Özel bir sağlık probleminiz yoksa, toplam 2,0 - 2,5 litre su tüketimini ihmal etmeyin.

Ayrıca...
Metabolizma hızını artırdığı söylenen besin destekleri, karışım çaylar, bazı baharatlar, sabah sıcak, limonlu su veya greyfurt suyu içmek gibi öneriler duyabilirsiniz. Bunların birçoğunun kanıta dayalı etkileri yok denecek kadar azdır. Kendinize ve başaracağınıza inanmak en büyük destek olacaktır.

Atıştırmaktan Korkmayın!


Ana öğünler arasında en az bir kez bir şeyler atıştırmak; obezite riskini azaltıyor, kolestrol ve diyabet seviyesini kontrol altında tutuyor, ancak. Öğünler arası bir şeyler atıştırmanın, sanılanın aksine kiloyu kontrol altında tutmaya yardımcı

bildirildi. İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, ABD’li bilim adamları ana öğünler arasında en az bir kez bir şeyler atıştırma alışkınlığına sahip kişilerin kilo alma risklerinin daha düşük olduğunu gözlemledi.

12-18 yaşları arasındaki 5 bin 800 Amerikalının beslenme alışkanlıklarını inceleyen bilim adamları, ara öğünlerin obezite riskini azalttığını gördü.

Katılımcılardan sadece ana öğünlerde yemek yiyenlerin yüzde 39’unun kilolu ya da obez olduğunu kaydeden bilim adamları, ara öğünlerde atıştırma alışkanlığı olanlarda ise bu oranın yüzde 22 olduğunu belirtti.

Araştırmacılara göre, öğünler arasında atıştırmak kolestrol ve diyabet seviyesini kontrol altında tutmaya yardımcı oluyor.

Ara öğünlerde tüketilen gıdaların abur cubur türü gıdalar olmaması gerektiğine de dikkati çeken bilim adamları, ailelerden çocuklarını taze ya da kuru meyve ve tahıl gevreği gibi sağlıklı yiyecekler tüketmeye teşvik etmelerini istedi.

Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçiminden geçiyor


Uzmanlara göre sağlıklı şekilde diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçiminden geçiyor.En uygun diş fırçasının naylon ve orta sertlikteki fırçalar olduğunu belirten Bursa Duaçınarı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekim Diş Tabibi Muharrem Kuş ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması gerektiğini kaydetti. Uygun fırça seçildikten sonra dişlerin günde en az iki kere fırçalanmasını tavsiye eden Kuş, diş macununun ağza verdiği hoş koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırdığına işaret etti. Diş parlatma tozlarının diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamasını isteyen Kuş, aşırı kullanımların diş sağlığı açısından zararlı olduğunun altını çizdi.

Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareketlerin aynı olduğunu kaydeden Başhekim Kuş, fırçanın diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirildiğini, bu durumun bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalandığını söyledi. Daha sonra fırçanın bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalamanın sürdürüleceğini anlatan Diş Tabibi Muharrem Kuş, diş fırçalama şeklini şöyle anlattı: "Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir."

DİŞ İPİ NASIL KULLANILIR?
Diş ipi kullanmanın da yararına dikkat çeken Diş Tabibi Muharrem Kuş, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından diş ipini tavsiye ettiklerini söyledi. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerektiğini vurgulayan Kuş, dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanıldığını, bu artıkların en önemli çürük nedenleri olduğunu dile getirdi. Kuş, diş ipinin kullanma şeklini de şöyle açıkladı: "Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. İp, dişler arasından geçirilir. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır."

Dişlerimizi nasıl fırçalamalıyız?


Doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar, ağız ve diş sağlığının bozulmasına yolaçıyor.Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak, besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor.

Bu nedenle dişlerin yemeklerden en az bir saat sonra fırçalanması gerekiyor.

Bir özel tıp merkezinin diş hastalıkları bölümünden diş hekimi Hacer Esved Alireisoğlu, Türkiye’de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini söyledi ve bu konuda sık yapılan hataları şöyle sıraladı:

Diş Macununu Islatmayın
Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir.
Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder.
Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

Dişler Ne Kadar Süreyle Fırçalanmalı?
Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır.
Yapılan araştırmalar 2 dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor.
Dişler günde en az bir defa iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanmalı.
Diş ipinden ideal bir diş temizliği için yararlanılabilir.

Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra dili de fırçalamak gerekir.

Hangi Gıdalar Arıtıcı?
Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz, arıtıcı gıdalardandır.
Bunlar özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.

Elma Sirkesiyle Gargara Yapın
Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın.
Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerin beyazlamasına ve dişetlerindeki mikropların ölmesine yardım eder.

Ağız Kokusuna Kahve Çekirdeği
Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahçubiyete sebep olur.
Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.

Çikolata Dişlere Zarar Vermez
Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermez.
Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı.
Meyve sularındaki asit her türlü dişe zararlı.

Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yolaçar.
Yemeği Peynirle Sonlandırın
Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırır.
Tatlı yedikten sonra süt veya ayran içmek ya da peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.

Erkekte Cinsel İşlev Bozuklukları


Cinsel ilgi ve istek bozukluğu: İngilterede seyrek ancak Amerikada daha sık rastlandığı bildirilmektedir. Bazıları ereksiyon bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkar ve çoğunlukla evlilik içi ilişkilerde bozukluk ve depresyonla birlikte görülür.Cinsel ilgi ve istek bozukluğu:

İngiltere’de seyrek ancak Amerika’da daha sık rastlandığı bildirilmektedir. Bazıları ereksiyon bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkar ve çoğunlukla evlilik içi ilişkilerde bozukluk ve depresyonla birlikte görülür. Hipogonadizm gibi organik nedenler dışlanmalıdır.

Uyarılma (Ereksiyon) Bozukluğu:

En sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur. Genellikle diğer cinsel işlev bozukluklarına oranla daha ileri yaşta görülürler ve nedenleri arasında organik (bedensel hastalık) nedenlere sık rastlanır.

Erken Boşalma:

Tanımlanması zor bir bozukluktur. En doğru yaklaşım erkeğin boşalma zamanının çift için tatminkar olup olmadığını değerlendirmektir. Ancak kadında orgazm güçlüğü olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve beklentinin gerçekçi olup olmadığına da dikkat etmek gerekir. Genellikle birincil olarak ortaya çıkar ve hızlı mastürbasyon yatkınlaştırıcı bir nedendir. Geçici erken boşalma sık görüldüğünden, yalnızca süreklilik kazanmış durumlarda bir bozukluk olarak kabul edilmelidir.

Geç boşalma / boşalamama:

Nadir görülür. Hem boşalmayı hem de orgazmı etkiler. Orgazm oluşmasına karşın boşalma olmuyorsa geriye (retrograd) boşalma akla gelmeli ve diğer organik nedenler de dışlanmalıdır
Ağrılı Boşalma ve disparenü:

Boşalma veya cinsel birleşme ağrılıdır. Organik nedenler dışlanmalıdır.

CİB Yaygınlığı

Toplumda cinsel sorunların görülme sıklığının CİB Tedavi Merkezlerine yapılan başvurulardan çok daha yaygın olduğu bilinmektedir. Crowe ve Jones (1992)’a göre normal popülasyonda cinsel doyumsuzluk veya CİB erişkinlerin 1/5 ila 1/3’ünde zaman zaman ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde CİB yaygınlığını araştıran araştırmalara rastlanmamıştır.

İstediğiniz zaman hamile kalabilirsiniz...


Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, hem kendileri hem de doğacak bebekleri için en uygun zamanı yakalamak için çaba harcarlar. Gebeliğe en elverişli günler nasıl hesaplanır:

Bir kadının hamile kalabilmesi için yumurtalıklarında düzgün bir yumurta oluşması, bu yumurtayı yumurtlaması (ovulasyon) ve yumurtlanarak overlerden (yumurtalıklardan) atılan bu yumurtanın tüpler tarafından yakalanılarak tüplerde sperm ile döllenmesi lazımdır.

Bir adetin ilk günü ile sonraki adetin ilk günü arasındaki süre kadının adet döngüsüdür (çoğu kadında bu süre 28 gündür).

NASIL BİR HESAPLAMA YAPILMALI?
Bu süre hesaplandıktan sonra bulunan rakamdan 14 gün çıkarılır ve bu şekilde ortaya çıkan rakam bize adetin birinci gününden itibaren hesaplanmak koşuluyla yumurtlamanın olacağı tarihi verir.

Kadının en fertil (gebeliğe en elverişli) günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Gebe kalma olasılığını hesaplarken spermlerin üç gün süreyle canlı kalabildiklerini ve yumurtanın da 24 saat canlılığını koruduğunu unutmamak gerekir.

"Emin günleri" hesaplamak amacıyla, spermlerin canlı kaldıkları süreyi yumurtlama periyodunun ilk kısmına, yumurtanın canlı kalacağı günü ise yumurtlama periyodunun son kısmına eklemek gerekir. Buna göre 30 günlük periyotta emin devre ilk yarıda 11. güne kadar devam eder. İkinci yarıda ise emin devre 21. gün başlar.

Bu sayıların akılda kalması kolaydır. Çünkü her iki günde de bir sayısı vardır. Bu kural her türlü adet periyotlarına uygulanır. Örneğin 32 günlük periyotta emin günler birinci devrede 13. güne kadar devam eder ve ikinci yarının 23. gününde yeniden başlar. 28 günlük periyotta bu sayılar 9. ve 19. günlerdir. Böylece kadının kendi döllenme tehlikesi olmayan günlerini hesaplaması çok kolaylaşır.

Kadın teorik olarak adet döngüsünün her gününde gebe kalabilir. Adet görülen günlerde ve adetten hemen birkaç gün öncesindeki günlerde gebe kalma olasılığı oldukça düşük olmakla beraber bu olasılık hiçbir zaman sıfır değildir. Takvim yöntemi kullanılacaksa bu gerçek göz önünde bulundurulmalı ve adet gecikmesi olduğunda gebelik olasılığı araştırılmalıdır.

Özellikle hamile kalmak isteyen bayanların ovülasyon günlerini daha kolay tespit etmelerini sağlacak bir yol daha var. Hamilelik şanısını artıran yumurtlama dönemlerinin tespitinde Tükürükten Ovulasyon Testi’ni kullanabilirler. Amerikadan gelen Avrupa Normlarına uygunluk belgelerine sahip olan test, T.C. Sağlık Bakanlığı onaylıdır.

Süt hamilelikten ne kadar korur?


Prolaktin hormonu, doğumdan sonra yeni bir gebeliğe yol açacak yumurtlama faaliyetine son verir. Cinsel istek azalır, vajen kuruluğu oluşur. Bu gelişmenin ana amacı büyüyen yeni nesli korumaktır.Bu soruların yanıtını, Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın, verdi. Gebeliğin son aylarından itibaren prolaktin hormonunun kandaki seviyesinde artış olduğunu ve bununla beraber meme dokusunda süt üretimi başladığını belirten Dr. Aydın, emzirmenin, nasıl bir doğum kontrolü sağladığını şöyle anlattı:

"Prolaktin hormonu kafatası içinde beynin hemen altında bulunan hipofiz adlı bezden salgılanır. Doğumun gerçekleşmesi ile beraber gerek dokunsal uyarılar, gerekse bebeğin meme başını emme hareketleri okstosin denilen hormon kana salgılanarak süt kanallarında biriken sütün dışarı çıkmasını sağlar. Bebeğin düzenli olarak emzirilmesi, bu sürecin devamını sağlamakla beraber süt üretimi için gerekli olan prolaktin hormonunun kandaki seviyesini yükseltir. Bu hormonun bir diğer görevi de bir bebeğin varlığını vücudun tüm organlarına, tabii ki overlere de duyurmaktır. Bu duyuruyu düzenli olarak alan yumurtalık, yeni bir gebeliğe yol açabilecek yumurtlama faaliyetine son verir. Cinsel istek azalır, vagen kuruluğu gelişir. Bütün bu gelişmenin ana amacı büyüyen yeni nesli korumaktır. Bu nedenle “Süt korur” demek mümkündür."

YÜZDE 99 BAŞARI SAĞLIYOR
Emzirmenin gebelikten korunmada yüzde 99 oranında başarılı oldueğeunu belirten Dr. Aydın, "Ancak bu başarı oranını yakalamak için bazı şartların yerine getirilmesi gerektiğini söyledi ve şu önerilerde bulundu:

"Anne bebeği beslemek için ek gıda ve su kullanmamalı, emzirme aralıkları gündüz 4, gece ise 6 saatten fazla olmamalı, lohusalık kanamalarının bitmesinin ardından aybaşı kanamaları başlamamış olmalıdır.

“EKOLOJİK EMZİRME” İLE BAŞARI ORANINI YÜKSELTEBİLİRSİNİZ
İlk 6 aydan sonra başarı oranı belirgin olarak düşer. Başarı oranını, ilerleyen zamanlarda da yüksek tutabilmek için bazı kriterler belirlenmiştir. Bunlar karşılandığında ilk 6 aydan sonra, ilk adet görülünceye kadar olan başarı oranı yüzde 94 olarak bildirilmiştir. Ortalama olarak adet görmeye başlama 14 ay olarak bildirilmiştir. Bu kriterlerin karşılandığı doğum kontrol yöntemi de “Ekolojik emzirme” yöntemi olarak adlandırılmıştır. Belirlenen toplam 7 kriter ise şunlardır:

1. Doğumdan sonraki ilk 56 gün hariç, vaginal kanama olmamalıdır.
2. Emzirme ilk 6 ay için bebeğin tek beslenme kaynağı olmalıdır. Pompa kullanılmamalı, su dahi verilmemelidir.
3. Emzik kullanılmamalıdır. Bebeği sakinleştirmek için emzirme tercih edilmelidir.
4. Emzirme mümkün olduğunca sık ve uzun olmalıdır. Programlı aralıklarla emzirme yöntemi uygulanmamalıdır. Bebek her istediğinde meme verilmelidir.
5. Bebek gece anne ile beraber uyumalıdır. Fakat yapılan araştırmalarda “ani bebek ölümü sendromunun” aynı yatakta uyuma ile artış gösterdiği bildirildiği için ya gerekli olan önlemler alınmalı veya yatağın yanında ayrı bir bebek yatağında yatırılmalıdır.
6. Annenin gündüz de bebek ile beraber aralıklarla uyuması sağlanmalıdır. Anne ile bebeğin dokunsal beraberliğinin prolaktin hormon miktarını arttırdığı gösterilmiştir.
7. Bebek bakımı ile anne primer olarak ilgilenmelidir. Bir bakıcının uzun süreler ile bebek ile ilgilenmesi annenin bebekten uzaklaşmasına yol açabilir.

SÜRPRİZ GEBELİKLE KARŞILAŞMAK İSTEMİYORSANIZ...
Fakat bütün bunların karşılanmasına rağmen en azından yüzde 6 başarısızlık oranı olduğu unutulmamalıdır. Her bünyenin duyarlılığı farklı olabileceği gibi bazen herhangi bir nedenle (işe başlama, meme başı çatlakları, bebeğin hastalıkları gibi) süt verme frekansı düştüğünde yumurtalığın çalışmaya başlaması sürpriz bir gebeliğe yol açabilir. Bu nedenle eğer bu tür sürprizleri istemiyorsanız, uzman doktorunuza danışarak başka bir doğum kontrol metodu kullanın.

Çaya şeker yerine tarçın


Amerikalı bilim adamları, yemeklere eklenen az miktarda tarçının, kandaki şeker düzeyini belirgin şekilde düşürdüğünü ortaya çıkardılar.

Diabetes Care dergisinde yayımlanan habere göre, çaya atılan bir tarçın kabuğu bile, şeker hastalarının ensülin değerlerini iyileştirebilir.

ABD'nin Beltsville kentindeki Tarım ve Beslenme Araştırma Merkezi'nde görevli bilim adamı Richard Anderson ve ekibi, tarçının içinde bulunan MHCP (metil hidroksi kalkon polimer) maddesinin kandaki şeker düzeyine olan etkisini, besinleri incelerken tesadüfen fark etti.

MHCP, laboratuvarda yapılan deneylerde ensülin gibi etki ederek, hücrelerin glikoz tüketimini artırdı.

Anderson, laboratuvarda yapılan deneylerden sonra, tarçının etkisini, Pakistan'da yaşayan 2. tip şeker hastası 60 kişinin üzerinde test ettiklerini kaydetti.

40 gün boyunca her gün birkaç gram tarçın verilen şeker hastalarının kanındaki şeker düzeyinin, kontrol grubuna göre yüzde 20 oranında daha düşük olduğu tespit edildi. Tarçın verilen hastaların bazılarda, şeker hastalığının belirtilerinin tamamen yok olduğu kaydedildi. Bilim adamları, belirtilerin tarçın tedavisi kesildikten sonra yeniden ortaya çıktığını söylediler.

Anderson, MHCP maddesinin sadece kandaki şeker düzeyini değil, kandaki yağ ve kolesterol miktarını da düşürdüğünü ifade etti.

Bilim adamları, şeker hastalarına günde 6 gram kadar çekilmiş tarçını yemeklere karıştırmayı önerdi.

2. tip şeker hastalığında, vücut ensülin hormonunu yeterli miktarda üretiyor, fakat bu hormona tepki vermiyor ve kandaki fazla şeker miktarını almayarak kanda bırakıyor.